24 Ekim 2012 Çarşamba

HAYIRLI BAYRAMLAR!

Mübarek Kurban Bayramınızı kutlar, Hayırlara vesile olmasını dilerim.

İyi Bayramlar....

13 Ekim 2012 Cumartesi

CV FESTİVALİ

CV FESTİVALİ BUGÜN BAŞLIYOR!
globalCV.com sponsorluğundaki CV Festivali, 13 Ekim 2012 cumartesi tarihinde Üsküdar Gençlik Merkezi’nde işe girme süreçlerine dair en çok merak edilen sorulara cevap veriyor.

Kendi işinizi de yapsanız, iş de arasanız “CV” yazmak durumundasınız.
Neden mi? Çünkü CV yazmak, insanın kendini tanımasını sağlar. 
Geçmişte neler yaptığını ve bunları nasıl yaptığını hatırlamasına yardımcı olur. 
Hatta “CV” yazmadan iş buldum diyenler de aslında bir şekilde CV yazıyorlar: farkları CV’lerini sözlü olarak iyi ifade edebilme becerilerinden kaynaklanıyor. 
Bloglar, vloglar ve diğer formatlar ileriki dönemlerde daha etkin bir rol oynayacak ancak şimdilik hala şirketler detaylı bilgi girişi olan softaware’lere yatırım yapmaya devam ediyorlar.
 

İşe girmede yeni yaklaşım ve bakış açıları nelerdir?
CV’n nasıl diğer adaylardan öne geçer, nasıl dikkat çeker?
CVni nasıl yenilemelisin?
İş görüşmesinde yapılan hatalar neler? (Canlı mülakatla görün)
İş görüşmesinde farkını ortaya koyup kendini doğru ifade edebilirsin?
İşe girme süreçlerindeki yeniliklere nasıl ayak uydurabiliriz?

CV Festivali, CV yazmaktan iş görüşmesine dek işe girme sürecinde diğer adaylardan farklılaşmayı ve öne geçmeyi sağlayacak ipuçları ve uygulamalar sunuyor. 
İşe girme ile ilgili tüm algılarınızı değiştirmeyi, eski kuralları yıkıp ve en iyi işi yakalamanın kapısını açmayı vaat ediyor.

Etkinlik teorik bilgilerin dışında değişim hikayeleri, yaşanmış deneyimler, İKcılardan nokta atışı görüşler, canlı mülakat ve CV tasarımı uygulamalarıyla konuklarını sadece dinleyici olmak yerine değişimi kendileri için uygulamaya yönlendiriyor.

Etkinlik sonrası CVlerini cvfestivali.org’a yükleyebilecek katılımcılara CV Festivali’nin bir de hediyesi var.  Tüm katılımcılara 1 yıllık isimsoyisim.com alan adı tescili, hosting ve wordpress blog hediye ediliyor.

CV Festivali eğlenceli konu ve uygulamalarıyla gençliğin enerjisini hedefliyor:
“Angry Birds methoduyla işe girme”
“Türkiyeden kreatif CVler ve canlı mülakat uygulaması: “Mülakata Davetlisiniz”
“Kreatif CV Atölyesi: Dinlemek yetmez! Yeni ve farklı bir CV yapmanın ipuçlarını canlı uygulamalar ve Dünyadan örneklerle”
“1154 kere iş görüşmesine gidip iş bulamama” ile Guinness’e aday genç” gibi konu başlıkları

PROGRAM;
10:00 – 11:00 İşe Alımda Yeni Süreçler -Sürpriz Açılış Konuşmacısı!

11:00 – 11:30 “İsteyenin bir yüzü… “ Bir kariyer değişimi ve cesaret hikayesi - REYHAN ÇEPİK

11:30 – 12:00 Angry Birds methoduyla işe girme yolları -ÖMER EKİNCİ

12:00 – 12:10 Kahve arası

12:10 – 13:30 İşe Girmede Yeni Süreçler Paneli: Türkiyeden kreatif CVler ve canlı mülakat uygulaması: “Mülakata Davetlisiniz”

Panel Moderatörü: İPEK ARAL KİŞİOĞLU
Katılımcılar: MEHMET OĞUZ MADEN, SELİN ÖZSOY, DİLEK OLUKLU

13:30 – 14:00 Biraz dinlenme, öğle yemeği ve kahve sohbeti

14:00 – 15:30 İK Yöneticileri Paneli: CV nedir, ne değildir? İşveren ne görmek istiyor? “Buddha mı olsam? CEO mu olsam? Huzurlu bir yaşam mı yoksa hırslı başarılı bir kariyer mi seçsem?”

Panel Moderatörü: ÖMER EKİNCİ
Katılımcılar: TİMUR TİRYAKİ, SENEM ANIL, GÜLŞEN YAZICI

15:30 – 16:15 Kreatif CV Atölyesi: Dinlemek yetmez! Yeni ve farklı bir CV yapmanın ipuçlarını canlı uygulamalar ve Dünyadan örneklerle görün.

SÜRPRİZ KONUŞMACI! “1154 kere iş görüşmesine gidip iş bulamama” ile Guinness’e aday genç.


8 Ekim 2012 Pazartesi

BEBEK İSİMLERİ

BEBEĞİNİZE VERDİĞİNİZ İSMİN ANLAMINA DİKKAT EDİN!
Bebeğinize verdiğiniz ismin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? 

Bir Müslüman çocuğuna isim verirken dikkatli davranmalı. 
Kur'an-i Kerim'de geçen her kelimeyi çocuklar için isim olarak kullanmamalıyız.
Yaygın olarak kullandığımız bazı isimler, sakıncalılar listesine girdi.

Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, ''Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler.
Mesela "Sanem" ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir.
"Aleyna" sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı "üstümüze bela, sıkıntı demektir'' dedi.
Yrd. Doç. Dr. Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti.
Pek çok ailenin Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur'an'da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını hatırlattı.
Günümüzde yaygın olan ve Kur'an'da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilemeyeceğini ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.

Anlamları bilinmeden isim veriliyor
Kuran'dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesini istedi.

Öztürk, şöyle devam etti:
Aileler çocuklarına Kuran'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. 
Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. 
Kuran'da geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. 
Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime 'Bu Kuran'da geçiyor isim olur'' mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir. 
"Kezban" ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor, oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız. 
"Aleyna"  'üstümüze bela sıkıntı aksın', Bekir, 'deve yavrusu' demektir. 
Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır. 
"Rumeysa"  'gözü çapaklı kadın' demektir. 
"Hüreyre" 'kedicik' demektir. 
"Kayra" eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır. 
"Melis" Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. 
"Ecrin" 'ücret' anlamına gelir, bir insanın ücreti olamaz.''

Mekruh isimler;
Dinen mekruh sayılan isimler de olduğunu vurgulayan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Resul, Nebi, Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil” isimleri konulmamalı, hoş değil.
“Samet” ismi, hiç kimseye muhtaç olmayan demektir.
Bu sadece Allah'a mahsus bir durumdur, isim olarak kullanılamaz.
“Gülsüm” gariban, zavallı kimsesiz anlamındadır.
“Julide” Farsça'da dağınık, perişan demektir.
Cennet bahçesi olarak bilinen “İrem” ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir.
“Bade” ismi içki demektir.
“Hannas” ismi şeytanın ismi.
“Alara”, “Rosa”,”İleyda”  bunlar İslam isimleri değil gayrimüslim isimleridir ve çocuklara konulmamalıdır.
Anlamı kötü olan, anlamsız şeyler de çocuklara isim olarak konulmamalıdır.''

''İsim her dilden olabilir''
Yrd. Doç. Dr. Öztürk, ''İsim her dilden olabilir. Yeter ki anlamı güzel olsun, yaşadığı toplum ve kültüre yabancı olmasın'' dedi.
Barış, Mert, Özgür, Sevgi gibi isimlerin kullanılabileceğini, aynı şekilde Kerim, Macit, Zeynep, Hasan, Abdullah, Kevser, Abdurrahman gibi isimlerin çocuklara verilmesinde bir sakınca olmadığını aktaran Öztürk, isimlerde Allah'a kulluğun ifade edilmesi gerektiğini vurgulayarak, İslam büyüklerinden hatıra kalan isimlerin kullanılabileceğini, halk arasında yaygın olan Fatma, Ayşe, Ahmet, Mehmet, Muhammet, Mustafa, Zeynep gibi isimlerin de benimsendiğini söyledi.
Kaynak 

Türkiye'de en çok kullanılan isimler;
Türkiye'de son 10 yılda en çok kullanılan erkek ismi Yusuf, Arda, Mustafa, Mehmet ve Ahmet olurken kadın ismi ise Zeynep, Elif, Yağmur, İrem ile Merve oldu.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre Türkiye'de özellikle de ailelerin son 10 yılda dünyaya gelen erkek çocuklarına en çok verdikleri isimlerin Yusuf, Arda, Mustafa, Mehmet, Ahmet olduğu bildirildi.

ERKEKLERDE ARDA VE YUSUF KIZLARDA İSE ELİF VE ZEYNEP EN YAYGIN İSİMLER
Kurum istatistiklerine göre 2006-2008 yılında Arda, Yusuf, Mehmet, Mustafa ve Emirhan,
kızlarda ise Elif, Zeynep, İrem, Büşra, Merve oldu.
2009-2011'de ise Yusuf, Arda, Mustafa, Mehmet, Ahmet,
kızlarda ise Zeynep, Elif, Yağmur, İrem, Merve isimleri kullanıldı.

HEM ERKEK, HEMDE KADINLARA VERİLEN İSİMLER;
Nüfus Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü rakamlarına göre;

Türkiye'de;
Adı Yaşar olan erkek sayısı 244 bin 556 adı Yaşar olan kadın sayısı 52 108

Adı Ayhan olan erkek sayısı 14 bin 3879 adı Ayhan olan kadın sayısı 25 bin 696

Adı Dursun olan erkek sayısı 135 bin 177 adı Dursun olan kadın sayısı 42 bin 237

Adı İsmet olan erkek sayısı 136 bin 466 adı İsmet olan kadın sayısı 42 bin 181

Adı Muzaffer olan erkek sayısı 125 bin 302 adı Muzaffer olan kadın sayısı 24 bin 197

Adı Ümit olan erkek sayısı 112 bin 815 adı Ümit olan kadın sayısı 12 bin 210

Adı Özgür olan erkek sayısı 88 bin 644 adı Özgür olan kadın sayısı 8 bin 630

Adı İlhan olan erkek sayısı 87 bin 450 adı İlhan olan kadın sayısı 8 bin 886

Adı Hikmet olan erkek sayısı 80 bin 635 adı Hikmet olan kadın sayısı 60 bin 143

Adı Yüksel olan erkek sayısı 79 bin 783 adı Yüksel olan kadın sayısı 98 bin 938

Adı Özcan olan erkek sayısı 75 bin 428 adı Özcan olan kadın sayısı 8 bin 338

Adı Fikret olan erkek sayısı 70 bin 869 adı Fikret olan kadın sayısı 9 bin 291

Adı Cihan olan erkek sayısı 65 bin 395 adı Cihan olan kadın sayısı 3 bin 509

Adı Şerif olan erkek sayısı 57 bin 519 adı Şerif olan kadın sayısı 3 bin 394

Adı Deniz olan erkek sayısı 56 bin 386 adı Deniz olan kadın sayısı 81 bin 498

Adı Servet olan erkek sayısı 48 bin 660 adı Servet olan kadın sayısı 30 bin 344

Adı Yücel olan erkek sayısı 44 bin 504 adı Yücel olan kadın sayısı 9 bin 737

Adı Sefa olan erkek sayısı 40 bin 145 adı Sefa olan kadın sayısı 7 bin 217

Adı Hidayet olan erkek sayısı 31 bin 551 adı Hidayet olan kadın sayısı 30 bin 815

Adı Sezer olan erkek sayısı 27 bin 499 adı Sezer olan kadın sayısı 7 bin 996

Adı Olcay olan erkek sayısı 17 bin 790 adı Olcay olan kadın sayısı 11 bin 216

Adı Saffet olan erkek sayısı 16 bin 227 adı Saffet olan kadın sayısı 7 bin 649

Adı Güngör olan erkek sayısı 15 bin 468 adı Güngör olan kadın sayısı 16 bin 23

Adı Durdu olan erkek sayısı 13 bin 19 adı Durdu olan kadın sayısı 50 bin 782

Adı Günay olan erkek sayısı 11 bin 521 adı Günay olan kadın sayısı 39 bin 972

Adı Ömür olan erkek sayısı 11 bin 472 adı Ömür olan kadın sayısı 11 bin 431

Adı İlkay olan erkek sayısı 10 bin 443 adı İlkay olan kadın sayısı 25 bin 325

Adı Kamuran olan erkek sayısı 10 bin 340 adı Kamuran olan kadın sayısı 13 bin 125

Adı Kudret olan erkek sayısı 9 bin 244 adı Kudret olan kadın sayısı 52 bin 200

Adı Satı olan erkek sayısı 8 bin 630 adı Satı olan kadın sayısı 125 bin 424

Adı Şenel olan erkek sayısı 8 bin 428 adı Şenel olan kadın sayısı 20 bin 192

Adı Elvan olan erkek sayısı 8 bin 11 adı Elvan olan kadın sayısı 25 bin 519

Adı Seyhan olan erkek sayısı 7 bin 901 adı Seyhan olan kadın sayısı 49 bin 147

Adı Zülfü olan erkek sayısı 7 bin 512 adı Zülfü olan kadın sayısı 7 bin 235

Adı Muhterem olan erkek sayısı 7 bin 454 adı Muhterem olan kadın sayısı 12 bin 702

Adı Güner olan erkek sayısı 7 bin 437 adı Güner olan kadın sayısı 36 bin 886 olduğu belirtildi.
Kaynak.

6 Ekim 2012 Cumartesi

İSTANBUL'UN KURTULUŞU

6 Ekim İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümüdür.
Pek çok kişi fetih ile kurtuluşu karıştırır, 6 Ekim'de okulların niye tatil olduğunu anlamaz ama ikisi farklı şeylerdir.
İstanbul'un kurtuluşu hakkında ayrıntılı bilgi verelim;
 
İstanbul ilk çağlardan itibaren bütün milletlerin iştahını kabartan bir yerleşim yeri olmuştur.
O yüzden, birçok ülke, kendi merkezlerini bu önemli topraklara taşımak için birçok savaş yapmıştır.

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İngiltere, Fransa ve İtalya’nın oluşturduğu üçlü blok ülkeleri Anadolu’yu işgale başlamışlardı. 
Bu antlaşma gereğince 6-12 Kasım 1918 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı düşman savaş gemileri ile kuşatılmıştı. 
Boğaz’ın güvenliğini sağlamak amacıyla 13 Kasım 1918 tarihinde düşman gemileri bu sefer İstanbul açıklarına demirlediler. 
Özellikle İngilizlerin gözü İstanbul üzerinde idi; hatta bu konuda diğer devletlerle ciddi tartışmalar yaşandı.

İşgalci kuvvetlerin baskısı giderek artıyordu. Bu baskılara dayanamayan padişah, 21 Aralık 1918 günü meclisi dağıttı. Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa ve Ali Rıza Paşa sırayla Osmanlı Hükümeti’ni kurdular. Ankara’da Kurtuluş Savaşı’nı çoktan başlatan Mustafa Kemal Paşa, bu hükümetlerin hiçbirini tanımadığını ilan etti. Ali Rıza Paşa, Mustafa Kemal’i kızdırmamak için kendilerine Ankara Temsil Heyeti teklifinde bulundu. Mustafa Kemal ise bir şart ileri sürdü. 
Buna göre, Meclis-i Mebusan hemen toplanacak ve Sivas Kongresi’nde alınan kararları tanıyacaktı.

Hemen seçimler yapıldı ve seçilen isimler İstanbul’da toplandı. 
12 Ocak 1920 günü Erzurum ve Sivas kongre kararları “Misak-ı Milli” kararları olarak kabul edildi ve bütün dünyaya duyuruldu.
Misak-ı Milli’nin, yani Ulusal And’ın kabul edilmesi işgalci devletleri korkuttu. 
Onlar da bunun üzerine 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ettiler.

Fiilen gerçekleşmiş olan işgal, 16 Mart 1920 günü resmi işgale dönüştü. 
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında düşman gemilerinin zafer bayrakları açmış şekilde toplarını sağa sola çevirerek İstanbul limanına girdiklerini, gayri Türk azınlıkların da sevinç çığlıklarıyla karşı sahilleri çınlattığını görünce,“Geldikleri gibi giderler“ demişti. 
Bu sırada kanlı olaylar meydana geldi ve durum Mustafa Kemal’e bildirildi. 
Meclis-i Mebusan’ı dağıttılar, halkın seçtiği milletvekillerini Malta’ya sürdüler.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle bitmesinden sonra Refet (Bele) Beğ komutasındaki bir Türk birliği İstanbul’a girdiyse de, işgali resmi olarak kaldıramadı. 18 Eylül 1923′de Batı Anadolu tamamen düşmanlardan temizlendi. Mudanya Ateşkes Antlaşması’yla İstanbul, Boğazlar Bölgesi ve Doğu Trakya kurtarıldı. İmzalanan Lozan Barış Antlaşması gereğince de düşman askerleri altı hafta sonra İstanbul’dan ayrılacaklardı.

24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra 23 Ağustos 1923’ten itibaren düşman kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmaya başladılar. 
Son düşman birliği ise 2 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk Alay Sancağı’nı selamlayarak şehri terk ettiler.

5 Ekim 1923′te şehrin Anadolu yakasına gelen Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul’a girdi.
4 yıl 10 ay 23 gün süren işgal, Mustafa Kemal Paşa’nın sabırlı ve sağduyulu politikası sayesinde sona ermiş oldu.
O yüzden her yılın 6 Ekim’i böylece İstanbul’un kurtuluş günü olarak belirlendi ve kutlanmaya başlandı.
6 Ekim tarihi İstanbul’da ilk ve orta öğrenim okullarına resmi tatildir.

 İSTANBUL’UN KURTULUŞ SÜRECİ;
Yunanlıların İzmir'de denize dökülmesinden sonra Fahrettin Paşa komutasındaki Türk Süvari Ordusu hızla Çanakkale'ye doğru ilerlemeye başladı. 
Çanakkale'de bulunan İngiliz ordusu General Harrington'un emriyle savunma pozisyonu aldı.

İngilizler, TBMM hükümetiyle anlaşma yolları aramaya başladı.
İstanbul ve Çanakkale boğazlarının denetimini isteyen Ankara hükûmetine İngiliz başbakanı
Lloyd George'un reddiyle karşılaştı. Buna kabinesinden tepkiler geldi.
Winston Churchill'in başını çektiği bir grup bakan istifa etti.

Diğer taraftan İzmir'in Kurtuluşu'ndan sonra padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa Eylül 1922'de ülkeyi terk etti.

2 Ekim
1923'de işgal kuvvetleri İstanbul'u terketti. 6 Ekimde Selahattin Adil komutasındaki Türk ordusu şehre girdi.
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle bitmesinden sonra
Refet Bey (Bele) komutasındaki bir Türk birliği İstanbul'a girdiyse de, işgali resmi olarak kaldıramadı.

18 Eylül 1923'de Batı Anadolu tamamen düşmanlardan temizlendi.
Mudanya Ateşkes Antlaşması'yla İstanbul, Boğazlar Bölgesi ve Doğu Trakya kurtarıldı.
İmzalanan Lozan Barış Antlaşması gereğince de düşman askerleri altı hafta sonra İstanbul'dan ayrılacaklardı. 4 Ekim 1923 günü düzenlenen bir törenle Türk Bayrağı'nı selamlayarak şehirden ayrıldılar.

5 Ekim 1923'te şehrin Anadolu yakasına gelen Türk Ordusu, 6 Ekim 1923 günü coşkun bir bayram havası içinde, sevinç gözyaşları arasında ve çiçek yağmuru altında İstanbul'a girdi. 
Böylece 5 yıllık esaret sona erdi ve İstanbul kurtuldu.

Yazı için buradan ve buradan bilgi alınmıştır.

1 Ekim 2012 Pazartesi

BERKANT HAYATINI KAYBETTİ!

 
Bir süredir akciğer kanseri tedavisi gören Sanatçı Berkant Akgürgen (74), tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
'Samanyolu' şarkısıyla gönüllerde taht kuran Sanatçı Berkant, yaklaşık iki aydır Okmeydanı'ndaki Özel Memorial Hastanesi'nde tedavi görüyordu.
Akciğer kanseri sebebiyle burada kemoterapi gören Berkant yoğun bakıma kaldırılmıştı.
Ünlü sanatçı bugün sabah saatlerinde hayata gözlerini yumdu.
Haberin duyulmasının ardından ünlü şarkıcının yakın çevresi ve sevenleri hastaneye geldi.

Uzun süredir hastasının tedavi gördüğünü belirten Berkant'ın doktoru Deniz Şener, şöyle konuştu:
"Hepimizin başı sağ olsun. Çok sevdiğimiz bir sanatçıydı. Özellikle bizim neslimiz onu hep hatırlayacak. Berkant'ta tedavisi mümkün olmayan bir akciğer tümörü vardı. Vefatının nedeni de buydu. Kendisi kalp ve böbrek hastasıydı. Bunlarla başa çıkıyor ve hayatını sürdürüyordu. Birkaç ay içinde hızla kötüleşen akciğer tümörü nedeniyle hastanemize yatırıldı. Bilinci hiç kaybolmadı. Sevenleriyle, eşiyle vedalaştı ve bu sabah yaşamını yitirdi."
Çarşamba günü toprağa verilecek;

Çarşamba günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak törenin ardından ünlü şarkıcı için Teşvikiye Camii'nde cenaze namazı kılınacak.
Berkant, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek.
BİYOGRAFİSİ;

Berkant Akgürgen, (d. 31 Aralık 1938, Ankara) - (ö. 1 Ekim 2012, İstanbul), besteci, müzisyen, oyuncu.
Müzik dünyasında Berkant olarak bilinen Berkant Akgürgen, 31 Aralık 1938 de Ankara’da Elmadağ ilçesine bağlı bir belde olan Hasanoğlan’da doğmuştur.
Babası Hasan Akgürgen’in Köy Enstitüleri'ndeki görevi nedeniyle ilkokulu Hasanoğlan'da, ortaokulu Bilecik’ de okur.
Ortaokul sıralarında ilk olarak ağız mızıkası çalmaya başlar.
Ankara Atatürk Lisesi'nden Denizli Lisesi'ne yatılı geçer. Denizli Lisesi'nde ağız mızıkasına devam ederken piyano dersleri ile piyano çalmaya başlar.
Ankara'ya dönüp Kurtuluş Lisesi'nden 1956 da mezun olur.
On dört yaşında Dean Martin, Frank Sinatra ve Nat King Cole ağırlıklı şarkılardan oluşan geniş bir repertuara sahipti.
Sahneye ilk kez 1957'de Üstün Poyrazoğlu Orkestrası ile Bahçelievler Akalın Düğün Salonu'nda çıktı. 1960'da Jüpiter Kenteti adında bir orkestra kurarlar ve Ankara'da çeşitli gece kulüplerinde sahneye çıkmaya başlarlar.
Gitarda Yurdaer Doğulu, kontrbasta Atilla Özdemiroğlu, piyanoda Ertuğrul Çayıroğlu gibi müzisyenlerle çalışıyordu. 1957 sonlarına doğru Ankara Radyosu'nda haftalık programlarda şarkı söyledi.
1960'ta bahriye eri olarak askere gitti.
Bandoya seçildi ve İstanbul'da tenor saksafon dersleri almaya başlar ardından üç yıllık askerliği boyunca tenor saksafon çaldı.
1964'te askerlik bitiminde Ankara’ya döner, Yurdaer Doğulu ile yeni bir orkestra kurup çalışmaya başlarlar. İstanbul'da Kulüp Fuaye'den teklif alırlar ve İstanbul'a gelirler.
1965 yılında Vasfi Uçaroğlu Orkestrası'nın solistliğine geçer ve Kamuran Akkor ile sahneyi paylaşırlar. .1966 yılında İlk plağı "Cici Pabucum Cici”yi yaptı.
Aynı yıl daha sonraları Sezen Cumhur Önal ile çalışmaya başlar ve "Evvel Zaman İçinde" yi plak yaptı. Ardından "Ah Kızlar", "Bir İçim Su", "Doğum Günün Kutlu Olsun", "Sana Gönül Verdim" adlı şarkıları ile hit oldu.
1966 yılında kulüp çalışmalarını bırakır ve gazino çalışmalarına başlar.

1967 yılının Eylül ayında bir Metin Bükey-Teoman Alpay şarkısı olan "Samanyolu"nu seslendirdi. "Samanyolu" adlı bu şarkının 45'lik plağı bir milyonun üzerinde rekor satış yaparak Berkant'a platin plak kazandırdı.

"Samanyolu" Berkant ile özdeşleşir ve günümüzde bile hala popülerliğini koruyan bir parça olur.
Berkant'ın seslendirdiği, sözlerini Teoman Alpay'ın yazdığı ve bestesi Metin Bükey'e ait olan Samanyolu adlı şarkı, 1969 yılında Hollandalı pop şarkıcısı David Alexander Winter tarafından Oh Lady Mary adıyla seslendirilince batıda da tanınan bir parça haline geldi.
Fakat parçayı tüm dünyada tanıtan şarkıcı Patricia Carli olmuştur.
Şarkının plağı 1968 yılında 100.000'in üzerinde satarak Türkiye'de platin plak alan ilk plak olur.
SAMANYOLU
Sen kalbimin mehtabısın güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek

Ruhum senin kalbim senin ömrüm senin
Yıllar geçse ölmeyecek bende sevgin
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek

Uzaklara kaçıversek seninle biz
Birgün elbet göze gelir bu sevgimiz
Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek

"Samanyolu"dan sonra film ve plaklara Türkçe beste çalışmaları yapar.
"Nisan Yağmuru", "Mevsim Bahardı", "Hayat Sevince Güzel", "Bülbül Yuvası" gibi çalışmalar yapar. 
Bu arada film teklifi alır ve Gönül Yazar ile "Trafik Belma" filmini yaparlar.
1975 yılında son plak çalışması olan "Fani Dünya - Izdırap Çocuğu" yayınlanır.
1980'li yıllarda gazinoların azalması ve taverna çalışmalarının çoğalması nedeniyle Avrupa turneleri ve otel gece kulüplerinde programlar yapmaya başlar.

Yedi filmde baş rol oynadı. 80 adet 45'lik plak, 1 adet longplay doldurdu.
1993'te hit şarkılarından oluşan bir kaset ve CD'si yayımlandı.

Evlilikleri: 
1.evliliği:1972 yılında “Bayan Bacak” lakaplı Serpil Örümcer'le evlendi, bir yıl sonra 1973 yılında boşandı.
Bu evliliğinden Fulya Akgürgen (d.1973) adında bir kızı var. 
2.evliliği: 1975 yılında Engin Akgürgen ile evlendi. Bu evliliğinden biri Öykü Akgürgen adında olmak üzere iki oğlu var.


Bir süredir akciğer kanseri teşhisi ile tedavi gören Berkant Akgürgen 1 Ekim 2012 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti.
Çarşamba günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılacak törenin ardından ünlü şarkıcı için Teşvikiye Camii'nde cenaze namazı kılınacak. Berkant, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilecek.

*Biyografi buradan ve buradan alınan bilgilerle hazırlanmıştır.

25 Eylül 2012 Salı

NEŞET ERTAŞ

Türk Halk Müziğinin en önemli isimlerinden, şair, ozan, bağlama üstadı, bozkırların tezenesi Neşet Ertaş hayatını kaybetti. 
Neşet Ertaş, (d. 1938 Çiçekdağı, Kırşehir - ö. 25 Eylül 2012, İzmir) Türk ozan. 
Abdal müzisyen olarak da tarif edilir. Kırşehir Abdal'larındandır.
Bozkırın Tezenesi olarak da bilinir.
“Bozkırın Tezenesi” Neşet Ertaş için kullanılan bir deyimdir.
Bozkırın Tezenesi yöreden yöreye değişiklik gösteren, bağlamanın tellerine vuruş biçimini de ifade eder.
Tezene farsça kökenli bir kelimedir ve TDK. sözlüğünde karşılığı son derece yetersiz bir şekilde 'mızrap' olarak verilmiştir.
Bağlamada tellere vurmaya yardımcı olan plastikten yapılmış araçtır.

Çocukluğu:
Annesi Keskin'in Hacelobası köyünden Döne, babası Yağmurlu Büyükoba'dan Muharrem Ertaş... 

 
Muharrem Ertaş


Baba Ertaş, orta Anadolu Türkmen/Abdal Müziği geleneğinin bilinen en güçlü temsilcilerinden biri ve gelmiş geçmiş en büyük bozlak ustası.
Annesinin ölümünden sonra babası ve kardeşleriyle birlikte Yozgat’ın Kırıksoku köyüne yerleşmişlerdir ve çocukluğu bu köyde geçmiştir.
Ertaş, ilkokula gittiği yıllarda önce keman, sonra da bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte yörenin düğünlerinde sazı ile çalıp sesi ile türküler söylemeye başladı.
Ertaş, etkilendiği tek kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söyler. Kendi ifadesi ile bunu şu şekilde ifade eder; "Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız."

Sanat çalışmaları:
Neşet Ertaş, 1950'li yılların sonunda İstanbul'a gelerek ilk plağını "Neden Garip Garip Ötersin Bülbül" adı ile babası Muharrem Ertaş'a ait bir türküyle çıkardı.
Halk tarafından çok beğenilen bu plağı ardından diğer plak, kaset ve halk konserleri takip eder.
Daha sonra Neşet Ertaş Ankara'ya yerleşir. Burada yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle kardeşinin daveti üzerine Almanya'ya gider. Çocuklarının eğitimi ve sanatsal çalışmalarından dolayı uzun bir süre Almanya'da kalan sanatçı, 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle sahne hayatına geri dönmüştür.

Demirel zamanında kendisine sunulan 'devlet sanatçılığı' unvanını; "O dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım." diyerek geri çevirmiştir. Fakat halk büyük destek vermiş ve Neşet Ertaş adeta yaşayan bir efsane olmuştur.
Unesco tarafından yaşayan insan hazinesi kabul edilen Ertaş, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Devlet konservatuarı tarafından fahri doktora ödülüne layık görülmüştür.

Usta sanatçı 25 Eylül 2012'de İzmir'de tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini kapamıştır.
Vasiyeti üzerine Kırşehir’de babası Muharrem Ertaş’ın yanına defnedilecektir.
 
KENDİ AĞZINDAN HAYAT HİKÂYESİ

Bin dokuz yüz otuz sekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama muharrem, anama döne
Dediysen atayı bildin dediler

Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler

O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler

Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler

Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler

Yürüdü göçümüz tefliğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çocuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler

Yozgat’ın Kırık Soku Köyü’ne vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler

En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler

Zalim kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler

Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz cümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler

Yârin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yârin seni dediler

Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
Ankara’ya gider yolun dediler

Ankara’da (sünnetçi) Veysel usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler

Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulmazsan öldün dediler

Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yârin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Bunu da içeriye alın dediler


 Albümleri:

    1988 – Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
    1988 – Kendim Ettim Kendim Buldum
    1988 – Kibar Kız
    1989 – Hapishanelere Güneş Doğmuyor
    1989 – Sazlı Sözlü Oyun Havaları
    1990 – Gel Gayri Gel
    1992 – Türküler Yolcu
    1992 – Gitme Leylam
    1993 – Kova Kova İndirdiler Yazıya
    1995 – Seçmeler 2
    1995 – Seçmeler 3
    1995 – Seher Vakti
    1995 – Altın Ezgiler 3
    1996 - Polis Lojmanları
    1997 – Benim Yurdum
    1998 – Gönül Yarası
    1999 – Zülüf Dökülmüş Yüze
    1999 – Gönül Dağı
    1999 – Mühür Gözlüm
    1999 – Zahidem
    1999 - Neredesin Sen
    1999 - Gönül Dağı

*Bilgiler Vikipedia'dan, görseller Neşet Ertaş'ın resmi web sitesinden alınmıştır.

24 Eylül 2012 Pazartesi

EMMY ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU!

64. Emmy ödülleri, Los Angeles'ta düzenlenen törenle sahiplerine verildi. 
CNBC-e ve e2'de canlı olarak yayınlanan törenin sunuculuğunu Jimmy Kimmel üstlendi.


Televizyonun Oscarları kabul edilen ödüllerde Drama dalında 'En İyi Dizi' Homeland oldu. 
9 dalda aday olan dizi En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini de kazandı.
Son yıllarda Mad Men  dizisinin ambargo koyduğu bu ödül, bu yıl farklı bir diziye gitmiş oldu.

Komedi dalında Modern Family bir kez daha 'En İyi Dizi' seçildi. Bu kategoride En İyi Kadın Oyuncu ödülü 'Veep' ile Julia Louis-Dreyfus, En İyi Erkek Oyuncu ödülü 'Two and a Half Men' ile Jon Cryer'in oldu.

Mini Dizi dalında ise ödüllere Game Change damgasını vurdu. 12 dalda aday olan Game Change En İyi Dizi, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödüllerini kazandı. Mini Dizi dalında En İyi Erkek Oyuncu Hatfields & McCoys ile Kevin Costner seçildi.

Ödül töreninden önce gelenek olduğu üzere kırmızı halı seremonisi yapıldı.
Ünlü isimler tören salonuna giderken, kırmızı halıda poz verdiler.
Kırmızı Halı üzerinde adeta şıklık yarışı yaşandı.




İşte tüm ödüller:
DRAMA
En İyi Dizi: Homeland

En İyi Kadın Oyuncu: Claire Danes, Homeland

En İyi Erkek Oyuncu: Damian Lewis, Homeland

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Aaron Paul, Breaking Bad

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Maggie Smith, Downton Abbey

En İyi Yönetmen: Tim Van Patten, Boardwalk Empire

En İyi Senaryo: Alex Gansa, Howard Gordon & Gideon Raff, Homeland

KOMEDİ
En İyi Dizi: Modern Family

En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus, Veep

En İyi Erkek Oyuncu: Jon Cryer, Two and a Half Men

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Eric Stonestreet, Modern Family

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Julie Bowen, Modern Family

En İyi Yönetmen: Steven Levitan, Modern Family

En İyi Senaryo: Louis C.K., Louie

TV FİLMİ VEYA MİNİ DİZİ
En İyi Dizi: Game Change

En İyi Kadın Oyuncu: Julianne Moore, Game Change

En İyi Erkek Oyuncu: Kevin Costner, Hatfields & McCoys

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tom Berenger, Hatfields & McCoys

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jessica Lange, American Horror Story

En İyi Yönetmen: Jay Roach, Game Change

En İyi Senaryo: Danny Strong, Game Change

Diğerleri
En İyi Reality Show: The Amazing Race

En İyi Variety Show: The Daily Show with Jon Stewart

12 Eylül 2012 Çarşamba

12 EYLÜL 1980 DARBESİ

Bugün, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kara, Hava, Deniz ve Jandarma Genel Komutanları ile birlikte gerçekleştirdiği 12 Eylül 1980 darbesinin 32. yıldönümü!

12 Eylül 1980 Darbesi hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse;
12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî müdahaledir.


27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesidir.
Bu müdahale ile Süleyman Demirel'in Başbakan'ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı.
Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.
12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı.

2010 Anayasa referandumunda, değişikliklerin kabul edilmesiyle 13 Eylül 2010 tarihinde çeşitli sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve dernekler ile darbe mağduru kişiler 12 Eylül darbesini yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.
Bütün suç duyurularını toplayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı "Milli Güvenlik Konseyi (MGK) adı altında 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine el koyan ve 24 Kasım 1983 yılına kadar bu statüsünü sürdüren askerî cunta yönetiminin hayatta kalan üyeleri, Kenan Evren, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya'nın işlediği (A) Nürnberg Şartı ile kabul edilmiş ve tüm devletlerin kendi kanunlarında yer almasa dahi suçun oluşumu halinde takip etmek zorunda oldukları uluslararası hukukun buyruk kuralı niteliğine sahip insanlığa karşı suçlar (B) 765 Sayılı Ceza Kanunu'nun 146, 147, 153, 174, 179, 180, 181. maddeleri kapsamında, insanlığa karşı suçlar ve resen takdir edilecek suçlar nedeniyle haklarında başsavcılık tarafından ceza dava açılması ve haklarında gerekli önlemlerin alınması istemi ..." ile 7 Nisan 2011 yılında ilk soruşturma başlattı.
4 Nisan 2012 tarihinde ise darbenin yargılanmasına başlanmıştır.




12 EYLÜL DARBESİNİN GEREKÇELERİ:
Siyasi iktidarsızlık;
12 Eylül 1980 askerî darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler ve 6 Eylül günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi.
Konya mitingi olarak da bilinen bu mitingde topluluk İstiklal Marşı sırasında yerlere oturmuş ve İstiklal Marşını yuhalamıştır.
Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış, miting devleti protestoya dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Mart 1980'de ilk turunu yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçimini, 114 tur oylama yaptığı halde darbe gününe kadar sonuçlandırmayarak, halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı inancına yol açtı.

Ekonomik sebepler;
12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile beraber ekonomik sebepleri oluşturur.
Aynı zamanda 1980'lere doğru tüm dünyada neoliberal bir ekonomik dönüşüm yaşanmaktaydı. Neoliberal reformları uygulayabilmek için toplumsal muhalefetin olmaması ve baskı ortamı gerekliydi.
Amerika Birleşik Devletleri neoliberal politikaları hızlandırabilmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde sağ hükümetleri işbaşına geçirmek için askerî darbeleri desteklemekteydi.
O dönemde Türkiye'de yükselen bir toplumsal muhalefet özellikle işçi ve öğrenci hareketleriyle kendini göstermekteydi. Fabrikalarda grevler artmıştı.

Güvenlik sorunları;
12 Eylül öncesi ülke de ciddi bir güvenlik sorunu da vardı. Üniversiteler değişik siyasi görüşler tarafından art arda basılır ve öğrencilerin üniversiteyi boykot etmeleri için baskı uygulardı.
Darbe gününden bir gün önceki gazeteler Eskişehir'de kahvenin tarandığını ve bir kişinin öldüğünü, Ankara'da ev basan teröristlerin 2 kişiyi öldürdüğünü, Mersin'de sinema kuyruğunun tarandığını ve 4 kişinin öldüğünü, İstanbul, Gaziantep ve Malatya'da 1'er kişinin öldürüldüğünü yazar.

Dış siyaset etkenleri;
NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasi ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu.
1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.




12 EYLÜL DARBESİNİN SONUÇLARI;
• 650.000 kişi gözaltına alındı.
•1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
• Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
• 7 bin kişi için idam cezası istendi.
• 517 kişiye idam cezası verildi.
• Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
• İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
• 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
• 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
• 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
• 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
• 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
• 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
• 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
• 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
• 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
• 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
• 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
• 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
• Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
• 31 gazeteci cezaevine girdi.
• 300 gazeteci saldırıya uğradı.
• 3 gazeteci silahla öldürüldü.
• Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
• 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
• 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
• Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
• 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
• 14 kişi açlık grevinde öldü.
• 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
• 95 kişi -çatışmada- öldü.
• 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
• 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

6 Eylül 2012 Perşembe

ŞEHİTLERİN İSİMLERİ BELİRLENDİ!


Afyonkarahisar'da mühimmat deposunda meydana gelen patlamada şehit olan ve yaralanan askerlerin kimlikleri belirlendi.

Patlamada şehit düşen askeri personelin kimlikleri şöyle:
Kd.Bçvş.Bedri Nayim (Erzurum)
Kd.Çvş. Murat Döğer (Kırıkkale)
Uzm.Çvş.Hüseyin Apaydın (Balıkesir)
Uzm.Çvş.Cüneyt Akkuş (Ordu)
Onbaşı Fatih Şalgam (Kastamonu)
Onbaşı Burak Kaplan (Çorum)
Onbaşı Emrah Aral (Manisa)
Onbaşı Emrah Kartal (Zonguldak)
Onbaşı Hayri Kaya (Gaziantep)
Onbaşı Emre Yıldırım (Nevşehir)
Onbaşı Ahmet Sandalcı (Kırıkkale)
Onbaşı Mehmet Emre Özer (Gaziantep)
Onbaşı Hüseyin Gökhan Eriç (Isparta)
Onbaşı Tolga Taştan (Bursa)
Onbaşı Ahmet Tosun (Adana)
Onbaşı Burak Ümit Gedik (Erzincan)
Onbaşı Onur Fikret Dülger (Trabzon)
Onbaşı Mücahit Coşkun (Zonguldak)
Onbaşı Barış Öztürk (Eskişehir)
Onbaşı Mehmet Emin Çağun (Iğdır)
Onbaşı Faruk Ergeç (Ankara)
Er Ayhan Kurtçu (Kastamonu)
Er Abdullah Tokgöz (Yozgat)
Er Bayram Uluer (Çorum)
Er Kadir Aydın (Aksaray)

Yaralı askerler:
Hasan Boncuk
Ramazan Yılmaz
Mustafa Durmaz
Gökhan Güldalı
Ufuk Terzioğlu
Feti Tuna
Soner Güleçyüz
Fatih Yüksel

DNA testi için ailelerden kan örnekleri alındı;
 Afyonkarahisar'da mühimmat deposunda meydana gelen patlamada şehit olan askerlerin kimliklerinin belirlenmesi için kente gelen bazı ailelerden DNA testi yapılması amacıyla kan örneği alınıyor.

Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı'na bağlı Mühimmat Depo Komutanlığı'nda yaşanan patlamanın ardından, yakınlarına ulaşılamadığı gerekçesiyle kışla önüne gelen ailelerin bekleyişi sürerken, bazı aileler DNA testi yapılması için kan örneği alınmak üzere Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'ne yönlendirildi.

Hastaneye gelen aileler, askeri savcı nezaretinde kan verdi. Kan numunelerinin DNA incelemesi için Ankara Adli Tıp Kurumu'na gönderileceği öğrenildi. Aileler daha sonra Afyonkarahisar Jandarma Komutanlığı tarafından tahsis edilen askeri araçlarla, konaklamaları için askeri tesislere götürüldü.

Afyonkarahisar Valisi İrfan Balkanlıoğlu, DNA incelemesi için yarın Ankara'ya gönderilmesi planlanan kan örnekleri ve şehit cenazelerinin, sürecin hızlandırılması amacıyla bugün gönderileceğini bildirdi.