23 Temmuz 2010 Cuma

ÖMÜR DEDİĞİN...

Bugünlerde TRT 1'de hafta içi saat 08.30'da "Ömür Dediğin" isimli bir belgesel yayınlanıyor.
İlk yayınlandığı zamanlarda da takip ettiğim belgesel tam ibretlik bir program.
Belgeselin konusu, ömrünün çoğunu görmüş geçirmiş, yaşı kemale ermiş insanlarla yapılan röportajlardan oluşuyor.
Röportaj yapılanlar değişik illerden seçilmiş.
Zenginide var, yoksuluda, ünlüsüde var, sade vatandaşıda.
Bazısı evlatlarından gereken ilgiyi ve alakayı görüp, mutlu bir yaşlılık geçirsede ne yazık ki pek çoğu tek başına yaşam savaşı veriyor.
Eğer eşleri hayatta ise bir çarede, eşi vefat edipte yalnız kalanların durumu daha vahim.
En çok çocuklarının kendilerini arayıp sormamasından,
gençliklerinde rahat rahat yapabildikleri pek çok şeye artık güçlerinin yetmemesinden,
başkalarına muhtaç olmak zorunda kalmaktan dertleniyorlar.
İzleyenlere, iç hesaplaşma yaptırıp "acaba yaşlanınca ben ne durumda olacağım?" dedirten bir belgesel.

Birde Zülfü Livaneli'nin bestesini yaptığı, billur gibi sesi ile Emel Taşçıoğlu'nun seslendirdiği müziği var ki, dinledikçe içiniz titriyor.

ÖMÜR DEDİĞİN...

Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir yürüyen de bir
Harcanıp gidiyor ömür dediğin.
Yüreğin ürperir kapı çalınsa
Esmeyen yelinden hile sezerler
Künyeler kazınır demir sandıkta
Tükenip gidiyor ömür dediğin.
Dışı eli yakar içi de seni
Sona eklenmeli sözün öncesi
Ayrılık gününün kör dereleri
Bölünüp gidiyor nehir dediğin.
Bir insan ömrünü neye vermeli
Para mı onur mu taş diken bir yol
Ağacın köküne inmek mi yoksa
Savrulup gidiyor yaprak dediğin.

Belgesel hakkında ayrıntılı bilgi almak ve yayınlanan bölümlerini seyretmek için, tıklayın

Vaktiniz varsa kaçırmayın izleyin, annenizin babanızın kıymetini bilin.

1 Temmuz 2010 Perşembe

ÜNİVERSİTE SINAVLARI

Sonunda üniversite sınavları bitti.
Bu yıl yeni denenen bir sistem sebebi ile çocuklar sınavdan sınava girerek, velilerde çocuklarını sınavlara yetiştirmenin telaşı ve kapı önlerinde sınav sonunu bekleyerek helak oldu.
Sınava mı girdik, strese mi girdik belli değil.

Bu yıl benim kızımda bu yeni sistemle üniversite sınavlarına girdi.
11 Nisan'daki ilk sınavı da sayarsak bu yıl tam 4 sınava girmiş oldu.
Sınav yerlerimizin hepsi farklı yerlerdeydi.
1.sınava; Fatih,
2.sınava; Laleli,
3.sınava; Alibeyköy,
4.sınava; Çapa' da girdik.
Girdik diyorum çünkü pek çok veli gibi bende kızımın sınavı boyunca dışarıda bekledim.
Bazı okulların bahçesi ya hiç yoktu, yada çok küçüktü.
Bahçe seçeneği olmayan okullarda duramadık, mecburen veliler olarak vakit geçirecek alternatif yerler bulmak zorunda kaldık.
Okulların civarındaki bütün cafe ve parklar sayemizde doldu taştı.
Sıcak günlerde küçük su satışı tavan yaptı.
Can sıkıntısından gazeteler ikişer, üçer adet alındı, yine sayemizde o günkü gazeteler tirajlarını arttırdı : )
Sınav yerini bulmak ise ayrı bir stres kaynağı oldu.
Hiç bilmediğiniz bir semtte okul aramak zorunda kalıyorsunuz.
Neyse ki bizim ulaşım sorunumuz olmadı ama ya özel arabası olmayıp, toplu taşıma araçları ile hiç bilmedikleri semtlerde fellik fellik okul arayan aileler?
Mecburen taksiye binip, evladını okula yetiştirenler?
Vel hasıl, bu sınav sistemi velileri değil ama esnafı epey sevindirdi.


Son söz;
Yeni sistem üniversite sınavı hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Rabbim herkesin gönlüne göre versin, başarılı olan kazansın!