28 Aralık 2010 Salı

YAPRAK DÖKÜMÜ FİNAL BÖLÜMÜ

Bir efsane dizi daha sona eriyor.
"Çok uzattılar" diyenler olsada Tekin ailesini izlemek çok güzeldi.
Umarım yarın yayınlanacak bölüm de mutlu sona ulaşılır ve Ali Rıza Bey ve ailesinin sonunda yüzü güler, diyeceğim ama fragmanda yine gözyaşı, yine bir ayrılık görünüyor.

5 yıl önce Yaprak Dökümü'nün ilk fragmanı yayınlandığı zaman, TRT'nin yayınladığı Kerim Afşar'ın Ali Rıza Bey'i oynadığı Yaprak Dökümü'nü seyretmiş ve kitabını okumuş biri olarak heyecanla diziyi beklemiştim ve o günden itibaren hiç kaçırmadan izledim.
Çok fazla dram var, çok uzattılar diyerek pek çok kişi izlemeyi bıraksada ben yinede bıkmadan seyrettim.
Çarşamba akşamları misafir almadım, misafirliğe gitmedim : )
Yarın akşam final bölümünü eminim gözyaşları içinde izleyeceğim ve hafta içi saat 14'te yayınlanan ilk bölümleri ile avunacağım.

Yaprak Dökümü'nün final fragmanı;

18 Ekim 2010 Pazartesi

İZİNLİ (!) PAZARLAMA


Bir gün telefonunuz çalar, ahizenin ucunda ki kişi "telefon numaranızı .... Hanım'dan veya ... Bey'den aldık, müsaitseniz akşam bir bardak çayınızı içip, size ürün tanıtımı yapmak istiyoruz" der.
İlgilenmediğinizi, müsait olmadığınızı söylesenizde numaranız artık o şirketin elindedir.
Eleman ara sıra yine arar ve sorar.
Hatta işi "verecek 1 bardak çayınız yok mu?, eşiniz misafir sevmiyor mu?" gibi sözlerle tacize dayandırır.
Bu yöntemin adı; İzinli Pazarlama imiş!
Tamam bizden "izin" istiyorlar ama izin vermeyince yakamızdan düşmüyorlar.
Bu yetmezmiş gibi başka bir arkadaşınız daha numaranızı sizin izniniz olmadan başka bir firmaya vermiştir.
15 gün içinde 2 ayrı firmanın telefonları yüzünden sinirim "hoplak" bir durumdayım.
İlla ev adresimi öğrenip, gelmek isteyen telefonda ki elemana mı kızayım, yoksa iznimiz olmadan telefonumuzu veren 2 ayrı arkadaşımıza mı kızayım bilmiyorum.
Son söz;
İlgili firma çalışanına; İlgilenmiyorum, istemiyorum diyene lütfen saygı gösterin ve aramayı bırakın.
Sizi Marketing Türkiye sitesinde yayınlanan yazıyı okumaya davet ediyorum.
İzinli Pazarlama Tacizkar Pazarlamaya Karşı!

Aile dostlarımıza ve arkadaşlarımıza; Lütfen ev yada cep numaramızı, adresimizi bizim iznimiz olmadan asla başka kişilere vermeyin.

4 Ekim 2010 Pazartesi

DEPREM

İstanbul dün akşam 20.49'da merkez üssü Marmara Denizi olan 4.4 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı.
Rabbim hepimizi daha büyüğünden korusun.
Depremi yaşadığınız anda ister istemez korkuyorsunuz ama aile bireylerinin bir arada olması biraz olsun içinizi ferahlatıyor.
17 Ağustos depreminden sonra ara sıra artçı sarsıntılar olurdu.
Bu sarsıntılardan biriside Eylül ayında okulların açık olduğu bir saatte meydana gelmişti.
Kızım o zamanlar ilkokul 2.sınıfa gidiyordu.
Ev ile okulun arası hızlı bir yürüyüşle 5 dakika ama o gün ben telaştan ve heyecandan o yolu yürüye yürüye bitirememiştim.
Okullar neredeyse 3 hafta tatil edilmişti.
Sakinleşmemiz uzun zaman almıştı ama peşinden 12 Kasım Düzce depremini yaşamıştık.
O günlerden sonra ara sıra küçük sarsıntılar yaşasakta, çok şükür büyük bir deprem olmadı.
Her sarsıntının ardından jeoloji uzmanlarından tutun, aklı eren ermeyen herkesin ekrana çıkıp, bu depremin beklenen Büyük Marmara Depremini tetikleyip-tetiklemeyeceğini, hangi semtlerin risk altında olduğunu anlatan konuşmalarından bıktık artık.
Bir değişiklik yapın ve deprem korkusu olan pek çok kişiyi huzursuz edecek açıklamalar yapmayın.
Elbette bilgi almak, tedbir almak için bu açıklamalara ihtiyacımız var fakat reyting uğruna ortalığı savaş alanına çevirmenin, halkı tedirgin etmenin de lüzumu yok.

Şimdi size İSMEP(İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi)'in hazırladığı, öğrencilere okulda dağıtılan "Depremde İlk 72 Saat" isimli kitapçıktan aldığım bilgileri paylaşmak istiyorum.
Daha fazla bilgi için lütfen BU adresi tıklayın.

Aile Afet Planı

Afetler her zaman, her yerde olabilir ve korkutucu boyutlar alabilir.

Örneğin evinizi terk etmek zorunda kalabilirsiniz. Afette görevli kurumlar afet sonrası sizin ihtiyaçlarınızı hemen karşılayamayabilir.

Ayrıca deprem esnasında düşünecek zamanınız olmaz. “Burada olmaz. Olsa da bana bir şey olmaz.” gibi düşüncelerden vazgeçip, hazırlıklarınızı ertelemeyin.

Ailece mutlaka afetlere hazırlık ve bir afet planı yapmalısınız.

ÖNEMLİ;

Örneğin bir deprem anında aile bireyleri farklı yerlerde olabilir. Aile bireylerinin birbirleriyle haberleşmesi de ilk anda mümkün olmayabilir. Şehirlerarası haberleşme daha önce ve kolay sağlanabildiği için, şehir dışından aranacak kişinin belirlenmesi ve afetten sonra mümkün olduğunda herkesin o kişiyi arayıp kendisi hakkında bilgi vererek diğer aile fertleri hakkında bilgi alması gerekir.

Ayrıca, ev halkının afetlerde ihtiyaç duyabileceği temel maddelerin bir araya toplanmasıyla bir afet ve acil durum seti oluşturulması gerekir.

Afet Çantası’nın içinde şunlar yer alabilir:

• Çakı, düdük

• Nakit para

• Kâğıt, kalem

• Battaniye veya uyku tulumu

• Makas, koli bandı, plastik/naylon örtü

• Pilli radyo, el feneri ve yedek piller

• Kişisel ilkyardım çantası ve devamlı

kullandığınız ilaçların yedekleri ve reçeteleri

• Koruyucu giysiler, sağlam ayakkabılar ve yağmurluk

• Varsa bebekler, yaşlılar veya engelliler için

gerekli olacak özel eşyalar

• Kimlik, tapu, ruhsat, pasaport, banka hesap cüzdanları, sigorta poliçeleri gibi önemli evrakların

fotokopileri ve aile fertlerinin güncel fotoğrafları (su geçirmez poşette)

• Ailenizin otomobili varsa, yedek anahtarı

• Yeterince su ve yiyecek maddesi

• Hijyen paketi (sabun, dezenfektan jel, diş fırçası ve macunu, ıslak mendil, tuvalet kâğıdı, vb.)

Afet anında ilk kurtarılacak maddi ve manevi değeri yüksek belgeler de Afet Çantası’na konulabilir.

Benzer çantaları –varsa– araç ve işyeriniz için de ayrıca hazırlayabilirsiniz.

Afet Çantası’nın nerede olduğunu, tüm aile üyeleri bilmelidir. Yukarıda verilen malzemeler birer örnektir. Kişi,kendi özel durumuna ve ihtiyaçlarına göre bu listeye eklemeler yapabilir. Özetle, afetlerde ilk 72 saat olarak adlandırılan, en az 3 günlük süreyi kapsayan bir Aile Afet Planı yapmanız gerekir.

5 Eylül 2010 Pazar

NEHİR HAYATINI KAYBETTİ!

Ne yazık ki Nehir, çok sevdiği halasının yanına geldiğini göremeden, blogunun yeni şablonundaki yavru pandanın minik kırmızı kurdelasını göremeden, verdiği yaşam mücadelesini kaybetti.
Mekanın Cennet, melekler yoldaşın olsun.
Nehir'i sevenlere ve ailesine sabırlar diliyorum.

Zeynep Hanım dün blogunda bu zor açıklamayı yaptı.
Nehir'im Akıyor

23 Temmuz 2010 Cuma

ÖMÜR DEDİĞİN...

Bugünlerde TRT 1'de hafta içi saat 08.30'da "Ömür Dediğin" isimli bir belgesel yayınlanıyor.
İlk yayınlandığı zamanlarda da takip ettiğim belgesel tam ibretlik bir program.
Belgeselin konusu, ömrünün çoğunu görmüş geçirmiş, yaşı kemale ermiş insanlarla yapılan röportajlardan oluşuyor.
Röportaj yapılanlar değişik illerden seçilmiş.
Zenginide var, yoksuluda, ünlüsüde var, sade vatandaşıda.
Bazısı evlatlarından gereken ilgiyi ve alakayı görüp, mutlu bir yaşlılık geçirsede ne yazık ki pek çoğu tek başına yaşam savaşı veriyor.
Eğer eşleri hayatta ise bir çarede, eşi vefat edipte yalnız kalanların durumu daha vahim.
En çok çocuklarının kendilerini arayıp sormamasından,
gençliklerinde rahat rahat yapabildikleri pek çok şeye artık güçlerinin yetmemesinden,
başkalarına muhtaç olmak zorunda kalmaktan dertleniyorlar.
İzleyenlere, iç hesaplaşma yaptırıp "acaba yaşlanınca ben ne durumda olacağım?" dedirten bir belgesel.

Birde Zülfü Livaneli'nin bestesini yaptığı, billur gibi sesi ile Emel Taşçıoğlu'nun seslendirdiği müziği var ki, dinledikçe içiniz titriyor.

ÖMÜR DEDİĞİN...

Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir yürüyen de bir
Harcanıp gidiyor ömür dediğin.
Yüreğin ürperir kapı çalınsa
Esmeyen yelinden hile sezerler
Künyeler kazınır demir sandıkta
Tükenip gidiyor ömür dediğin.
Dışı eli yakar içi de seni
Sona eklenmeli sözün öncesi
Ayrılık gününün kör dereleri
Bölünüp gidiyor nehir dediğin.
Bir insan ömrünü neye vermeli
Para mı onur mu taş diken bir yol
Ağacın köküne inmek mi yoksa
Savrulup gidiyor yaprak dediğin.

Belgesel hakkında ayrıntılı bilgi almak ve yayınlanan bölümlerini seyretmek için, tıklayın

Vaktiniz varsa kaçırmayın izleyin, annenizin babanızın kıymetini bilin.

1 Temmuz 2010 Perşembe

ÜNİVERSİTE SINAVLARI

Sonunda üniversite sınavları bitti.
Bu yıl yeni denenen bir sistem sebebi ile çocuklar sınavdan sınava girerek, velilerde çocuklarını sınavlara yetiştirmenin telaşı ve kapı önlerinde sınav sonunu bekleyerek helak oldu.
Sınava mı girdik, strese mi girdik belli değil.

Bu yıl benim kızımda bu yeni sistemle üniversite sınavlarına girdi.
11 Nisan'daki ilk sınavı da sayarsak bu yıl tam 4 sınava girmiş oldu.
Sınav yerlerimizin hepsi farklı yerlerdeydi.
1.sınava; Fatih,
2.sınava; Laleli,
3.sınava; Alibeyköy,
4.sınava; Çapa' da girdik.
Girdik diyorum çünkü pek çok veli gibi bende kızımın sınavı boyunca dışarıda bekledim.
Bazı okulların bahçesi ya hiç yoktu, yada çok küçüktü.
Bahçe seçeneği olmayan okullarda duramadık, mecburen veliler olarak vakit geçirecek alternatif yerler bulmak zorunda kaldık.
Okulların civarındaki bütün cafe ve parklar sayemizde doldu taştı.
Sıcak günlerde küçük su satışı tavan yaptı.
Can sıkıntısından gazeteler ikişer, üçer adet alındı, yine sayemizde o günkü gazeteler tirajlarını arttırdı : )
Sınav yerini bulmak ise ayrı bir stres kaynağı oldu.
Hiç bilmediğiniz bir semtte okul aramak zorunda kalıyorsunuz.
Neyse ki bizim ulaşım sorunumuz olmadı ama ya özel arabası olmayıp, toplu taşıma araçları ile hiç bilmedikleri semtlerde fellik fellik okul arayan aileler?
Mecburen taksiye binip, evladını okula yetiştirenler?
Vel hasıl, bu sınav sistemi velileri değil ama esnafı epey sevindirdi.


Son söz;
Yeni sistem üniversite sınavı hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Rabbim herkesin gönlüne göre versin, başarılı olan kazansın!

20 Haziran 2010 Pazar

HAİN SALDIRIYI KINIYORUM!

Kahrolasıca PKK yine gencecik fidanlarımızı, evlatlarımızı şehit etti.
Hakkari Şemdinli'de gece yarısı gerçekleştirilen hain saldırıda 11 askerimiz şehit oldu, 14 askerimiz ise yaralandı.
Şehit olan askerlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır, yaralanan askerlerimize de acil şifalar diliyorum.

KARA HABER
Gencecik fidanlar cansız düştü yere,
Hepsinin umutları vardı tezkere alırsam diye,
Dönünce yeni bir hayat kurup, başlayacaklardı işe,
Aileleri hayaller kurdu onların yerine,
Evladım gelecek, yuvasını kuracak, bana torun verecek diye,
Bugün kara haber geldi eve,
Oğlun şehit olmuş dediler ne çare,
Ateş düştüğü yeri yakar,
Fayda etmez hiç bir avuntu ve vakar,
Evlat gitti gelmeyecek,
Bu hep böyle mi devam edecek?
Bu gidişe kim "dur" diyecek?

Muhterem Erdoğan/ 20.06.2010

5 Haziran 2010 Cumartesi

BOYKOT LİSTESİ

 *Bu yazı ve resimlerin tamamı Jibek ve Cahide blogundan alınmıştır.

DAMN israel! BOYCOTT! 

Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.(Mâide 51)

Allah’ın rahmeti, merhameti, yardımı müslümanların üzerine olsun.Amin.

Gerek gemide şehid edilen vatandaşlarımıza, gerekse vatani görevinde şehid edilen askerlerimize Allah cc.’tan rahmet diliyoruz, yakınlarına Rabbim sabır ihsan buyursun.
Hepimizin yürekleri acılı, gözleri yaşlı, dilleri her an dualı, uykularımız bölük börçük, huzurumuz kaçtı, tahammülümüz kalmadı değil mi? FİLİSTİN bu duyguları, en şiddetli şekliyle yıllardır yaşıyor! Yabancı basınlardan edindiğim bilgilere göre, her ırktan, dinden, duyarlı insanların israil vahşetini boykot için ciddi çabalar sarfettiğini öğrendim. Meşhur sanatçılar, israildeki milyon dolarlık konser anlaşmalarını “israilin aşağılık eylemlerinin farkındayım, içgüdü ve vicdani duygularım buna müsade etmez” diyerek iptal ediyorlar. İngilteredeki her dinden ırktan insan, ellerinde pankartlarla israili kınamak için yollara dökülmüşler, israili neden boykot etmeliyiz adlı broşürler bastırımışlar, çünki kandırıldık! çünki! çünki! diye başlayan ve bir bir sıralanmış gerçekleri caddelerde dağıtıyorlar. Rahman ve Rahim cc. onları hidayetle şereflendirsin. amin.
Onlar birbirlerinin dostu olduğu halde bu vahşete kayıtsız kalamıyorlar tepkilerini fiili olarak gösterebiliyor ama ne acıdırki internetteki Türk grupları, israili protesto duyurusunun başında, İHH “islamcı-dinci” lerin yoğun olduğu bir grup, “protestolarda tekbir getiriliyor” diye rahasızlıklarını dile getiriyorlar ve ”protestolar birtek grubun tekelinde kalmamalıdır.İnsani ve kitlesel bir tepkiye dönüşmelidir ” diyerek ayrımcılıklarını vurgulamayıda ihmal etmiyorlar.  
Kardeşler , gün gaflet uykusundan uyanma günüdür! Bu uyanış, birdaha uyumamak üzere bir silkiniş olmalı inşallah.
En aktif siyonist grupların başında gelen bu markalara israiltarafından ”siyon dostu takdir ödülü” veriliyor. Starbucks kafelerinde kahve içmeyi, marka kıyafetler giymeyi, büyük bir ayrıcalık gibi gören kendini özel hisseden müslüman tüketicelerede bu ödülden verilmeli! çünki onlar (bilinçsiz müslüman tüketiciler) israil için gerçekten özel müşteriler!

Yukarıdaki resimde, starbucks firması, “Afgan işgaline gururla hizmet ediyoruz” sloganıyla Afganistandaki amerikan askerlerine ücretsiz kahve ulaştırıyorlar. Bizler de, gururla olmasada şuursuzca onlara hizmet ediyoruz. Çünki bu firmaların islam düşmanlığını destkeldiğini bildiği halde, müslüman görünüşlü hanımlarımızın bu kafelerde keyifle kahvelerini yudumlarken görmek kayıpların en acısı olarak yüreğime oturuyor :( Allah rızası için artık bilinçlenelim! 

Bu boykot mallarından yıllardır hepimiz haberdarız, peki ben almıyorsam sen almıyorsan komşum almıyorsa bu firmalar neden iflas etmedi? neden dimdik ayaktalar ve takdir ödüllerine layık görülüyorlar? Yazıyı uzatmamak için çok kesintiye uğrattığım notlarımdan şu bilgileride paylaşmadan geçemiycem. The Guardian gazetesinin gündeme getirdiği bilgilere göre, Coca Cola firması Hindistandaki ürünlerinde 30 kat daha fazla böcek ilacı kullanmasının yanısıra doğumda sorunlar oluturan ve kansere sebep olmakla suçlanan yasaklanmış maddeler içermektedir. Kolombiyadaki Coca cola firması şişeleyici olarak çalışan işçilerini, boykota katılmaları halinde yasadışı askeri birlikleri kullanarak öldürecekleri tehtidiyle sindirme politikası uyguluyor. Bu sene Ramazanı Şerif nasip olursa sıcak zamanlarda geçicek, Coca Cola firması herzamanki ramazana özel hazırladıkları reklamlarını daha da özendirici halde sunucaktır, sizi kandırmalarına izin vermeyin!
Bu boykotu neden yaptığımızı, alışıkanlıklarımızdan neden “vazgeçmemiz” gerektiğinin cevabını kendimize verebilirsek eylemimiz bilinç ve istikrar kazanıcak Allah’ın izniyle. Kavli ve fiili dularımızı Rabbim kabul buyursun.
Boykot listesinin resimli hali, göz aşinalığıyla daha akılda kalıcı olması açısından ve çocuklarımızında bu konuda bilinçli olması için birer kağıt çıkışını alıp en azından buzdolabımızın üzerine asalım lütfen.

1 Haziran Salı sabahı New York sokakları, israilin kanlı politikasını protesto etmek için toplanan yüzlerce duyarlı insanlarla dolup taştı. israilin kendi yahudi halkınında bu haksızlığa tepki göstererek israili kınaması dikkat çekici.

Boykot listesi kaynak: http://forum.vatan.tc/en-kapsamli-boykot-listesi-t36607.0.html Fotoğraf: by John Penley.

1 Haziran 2010 Salı

UMUT YOLCULARI

UMUT YOLCULARI
Mavi Marmara umutla çıktı yola,
Amacı yardım götürmekti Filistin Halkına,

Her şey yolunda gidiyordu yolculuğun başında,
Aralarında birde bebek vardı 1 yaşında,

Kendini Devlet! sanan İsrail çıktı karşılarına,
Devlet terörü uyguladı tüm umut yolcularına,

Dünya liderleri sessiz kaldı bu vahşi uygulamaya,
Çünkü yardım gidiyordu Müslüman Filistin Halkına,

Türkiye sessiz kalmadı, kalmayacak,
Her zaman Filistin Halkı'nın yanında olacak,
İsrail malları daima boykotta kalacak.

Muhterem Erdoğan / 01.06.2010

Ve son söz; Filistin halkına destek olmak için yapabileceğiniz en faydalı işlerden biriside İsrail ve Amerikan ürünlerini almayarak boykot etmek.
Lütfen bu siteyi inceleyin.
Boykot edilecek şirketlerin listesini görmek için tıklayın
Hangi ürünlerin olduğunu öğrenmek için tıklayın.

21 Mayıs 2010 Cuma

BEN BİR MADENCİYİM!

Zonguldak'ta yaşanan maden kazasında hayatını kaybeden maden işçilerine Allah'tan Rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum.

BEN BİR MADENCİYİM!
Ben bir madenciyim, bu vatanda,
İşim maden çıkarmak yedi kat yer altında,
Bu işte ekmek aslanın ağzında,
Eşimin, çocuklarımın gözü kapıda,
Bazen patlama olur maden ocağında,
Bütün ailelerin yüreği ağzında,
Ne yazık ki hepimizin kefeni sırtında!...
Muhterem Erdoğan / 21.05.2010

17 Mayıs 2010 Pazartesi

TARAFTARDAN FENERBAHÇE'YE

Dün akşam bir tarih yazıldı.
Türkiye liglerinde Trabzon'dan sonra bir Anadolu takımı daha lig şampiyonu oldu.
Bursaspor lig şampiyonluğunu kazandı.
Bursaspor, alnının teri ile hak ederek şampiyonluğu kazandı, tüm Bursaspor'luları tebrik ederim.

Ben 14 yaşımdan beri (26 yıldır) Fenerbahçe'liyim, dün akşam yaşananlara çok üzüldüm.
10 gün önce Türkiye Kupası'nı kaybedince bir dörtlük yazmış;

27 yıllık özlemi sona erdiremedin,
Taraftarın yüzünü güldüremedin.
Hiç olmazsa şampiyonluğu al,
Bizde artık kalmadı mecal!

demiştim, ama heyhat yine olmadı yine kupayı kazanamadık.
Bu sefer dörtlük yetmedi, daha uzun bir şiir yazdım.
TARAFTARDAN FENERBAHÇE'YE
Ah Fenerbahçe ah!
Oldu mu şimdi bak!

Türkiye Kupası'nda taraftarı üzdünüz,
Ligde olsun gülseydi yüzümüz,

Ne olurdu kupayı kazansaydın,
Bize güzel bir yaz yaşatsaydın,

Kupa özlemi doruğa çıktı,
Taraftarın artık tepesi attı,

Kaç yıl oldu şampiyonluk görmedik,
Bırak şampiyonluğu, kupayı bile ellemedik,

Kendine çeki düzen ver, toparlan biraz,
Taraftarın yüzünü güldür, gelecek yaz!...

Muhterem Erdoğan / 17.05.2010

14 Mayıs 2010 Cuma

NEHİR'İ KURTARALIM

Nehir'i tanıyor musunuz?
Ben geçen hafta Fatoş'un yazısından sonra tanıştım.
Nehir'e henüz bebekken nöroblastom teşhisi konuluyor.
Önce Türkiye'de tedaviye başlanıyor, derken Houston’da, Texas Children’s Hastanesinde tedavisine devam ediliyor.
Bu tedavi ile karnındaki ve kemiğindeki tümör temizlenmiş ama ne yazık ki hastalık beyninde yeniden nüks etmiş.
Şimdi New York’ta, nöroblastomda, özellikle beyin nüksünde tek tecrübeli kanser merkezi olan Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’de tedavisi devam ediyor.

Annesi Zeynep Hanım, kızı için bir blog oluşturmuş.

Bakınız; NB vs. NB (Nehir Bayazıt NeuroBlastoma'ya Karşı)

Tedavi sürecini, yaşadıklarını bu blogda paylaşıyor.
Ne yazık ki bu çok pahalı bir tedavi süreci, aileye nasıl yardımcı olabilirim? diye düşünüyorsanız, lütfen ilgili linklere tıklayın.

Nehir'e destek olmak için ne yapabilirim?

Nehir'i Kurtaralım


Adına açılan blogunda ki yazı ile Nehir;
12 mart 2007 tarihinde Zeynep ve Mahmut'un kızı, Leyla'nın kardeşi olarak dünyaya geldi.
Bir balık kızıdır ve babasının kızı olduğunu anlatırcasına yükselen burcu da aslandır.
Emziklerine, kendi deyimiyle attınlarına, çok düşkündür. Aynı anda en az dört tanesini yanında olmasını ister. İsteğini kesin bir dille anlatır.
Maxi'ye yemek verir, Sasha Teyzesi gibi "sus!" der.
Müzik dinlemeyi, dansetmeyi, şarkı söylemeyi çok sever.
En sevdiği şarkı tinkıl tinkıl litıl sta dır.
Onu en çok Leyla güldürür.
Annesi onu duymazdan gelirse, "Zeyneeep" diye seslenir.
Babasına zaman zaman Mahmuutçuum deyiverir.
Ablasının robotundan, ani yüksek seslerden, komşu evlerin köpekleri Zeytin ve Barondan korkar..."korktum" der.
Annesi, babası ve ablasının bir tanesi şimdi hayatının en zorlu mücadelesini, çocukluğunun verdiği tüm doğallıkla, geldiği gibi yaşayarak, büyükleri hayrete düşürmektedir.

Nehir ile ilgili yazı yayınlayan bloglar;

Açalya: Tüm Anneler! Birleşin!

Mira'nın Bahçesi: Nehir Bayazıt, NeuroBlastoma'ya Karşı

*Bilgiler ve resimler Nehir'in blogundan alınmıştır.

11 Mayıs 2010 Salı

BİR DEVRİN SONU.....MU?

Dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal istifa etti.
Baykal, internete düşen bir gizli çekim video kaset sebebi ile 2-3 gün evine kapandı.
Dün de basın toplantısında istifa ettiğini açıkladı.
Ama kaset hakkında konuşmadı ve yalanlamadı.
İnşallah sözünü tutar ve tekrar genel başkan olmaz.
CHP'ye bu kadar seçim hezimeti yaşattıktan sonra nasıl hâlâ genel başkan seçilebiliyor, anlamış değilim.
CHP'nin başında Deniz Baykal olduğu için CHP'ye oy vermeyen o kadar çok insan var ki.
Ak partinin komplosu olduğunu dile getiriyor ama Ak Parti seçimlerde başında Deniz Baykal olmayan bir CHP'nin daha güçlü olabileceğinin farkındadır, kesinlikle yapmaz.
Deniz Baykal'ı CHP'de istemeyen partililerinde bu işte parmağı olabilir.

Bu ülke 6 kere gidip, 7 kere geri dönen siyasetçileri de gördü.
Üstelik son dönüşü de Cumhurbaşkanlığı makamı oldu.

Vel hasıl; Deniz Baykal hiç bir şey olmamış gibi geri dönebilir.

6 Mayıs 2010 Perşembe

YİNE HÜSRAN

Ah Fenerbahçe ah,
Ne olacak bu halimiz!

Türkiye kupasında yine final, yine hüsran.

27 yıllık özlemi sona erdiremedin,
Taraftarın yüzünü güldüremedin.
Hiç olmazsa şampiyonluğu al,
Bizde artık kalmadı mecal!

Muhterem Erdoğan.

19 Mart 2010 Cuma

E.R FİNAL SEZONU İLE CNBC-E'DE!

Profil resmimde ki E.R yazısının ne anlama geldiğini bu yazıdan sonra anlayacaksınız : )
E.R benim yıllardır vazgeçemediğim, severek izlediğim yabancı dizi.
Diziyi Türkiye'de ilk defa, üstelik prime time'da atv ekranlara getirdi.
Fakat bir sezon bile devam edemedi.
Sonraki yıllarda TGRT ekranlara getirdi.
5 Nisan 2004 tarihinden itibaren de Cnbc-e'de 1. sezondan itibaren bütün sezonları yayınlandı.
Bu akşam saat 21'de, 15. sezon yani final sezonu başlıyor.
Final sezonunda eski oyunculardan diziye konuk olarak dönecek pek çok oyuncu var.
Bu akşam 21'de ekranımın başındayım : )

Chicago'da bir hastanenin acil servisinde çalışan hemşire ve doktorların, oraya gelen hastaların hikâyelerinin anlatıldığı bu dizinin 1994 yılındaki orijinal kadrosu;

Anthony Edwards - Dr. Mark Greene
George Clooney - Dr. Doug Ross
Sherry Stringfield - Dr. Susan Lewis
Noah Wyle - Tıp Öğrencisi John Carter
Eriq La Salle - Dr. Peter Benton
Julianna Margulies - Hemşire Carol Hathaway

E.R hakkında bilgi verecek olursam;

Acil Servis, (özgün adı: ER) ABD'de NBC de yayınlanan bir hastane draması. Yayınlandığı kanalın (NBC) Law & Orderisimli dizisinden sonra en fazla yayında kalan dizisi. Birçok Emmy Ödülü ve adaylığı almış bu dizinin yapımcısı Michael Crichton, öğrenciliği sırasında Massachusetts Hastahanesi’nde çalışmış bir Harvard Tıp Fakültesi mezunu.

ER 'ın dördüncü sezonunda Ambush isimli bölüm ‘canlı’ olarak yayınlandı. Söz konusu bölüm belgesel havasında çekildi ve canlı yayından önce oyuncular 8 defa prova yapmak zorunda kaldı. Üstelik 2 defa (biri Doğu Kıyısı diğeri Batı Kıyısı için) yayınlandı. Dr. Ross karakterinin canlı izlediği beyzbol maçı izlediği ise Cubs-Astros maçıydı ve gerçekten yayındaydı. Bölümün Technical Direction/Camera/Video dallarında Emmy Ödülü, Lighting Direction (Electronic), Sound Mixing ve Directing (Thomas Schlamme) dallarında ise Emmy adaylığı var.

Amerikan televizonlarında en uzun süren hastane draması olan ER, 15 sezonu geride bırakarak 2 Nisan 2009'da NBC'de yayınlanan son bölümüyle ekranlara veda etti.

Cnbc-e'nin web sitesinde dizi hakkında yazılanlar;

Gelmiş geçmiş en unutulmaz hastane draması ER, 15 yıllık yolculuğunun son durağında. Final sezonu bu akşam CNBC-e'de.

Her şey 1994’te başladı. Chicago’daki County General Hastanesi’nin dış dünyadan soyutlanmış hareketli atmosferine dalıveren televizyon izleyicisi; çaylak tıp öğrencisi John Carter, işinin ehli Dr. Mark Greene, sert ama insancıl Dr. Susan Lewis, çapkın Dr. Doug Ross ve duygularının esiri olan hemşire Carol Hathaway ile tanıştı. O günden bugüne kadar ER koridorlarından onlarca doktor geçti. Değişmeyen tek şey, her bölümde içtenlikle anlatılan hayatın içinden öyküler oldu. Televizyon tarihinin en uzun süreli hastane draması olan ER, son sezonuyla hayranlarına veda ederken eski ekibi toplayarak unutulmaz bir final sunacak.

Bu akşam ki bölümün konusu;

15. Sezon 1. Bölüm / Life After Death Efsane dizinin son sezonunun açılış bölümünde Acil Servis’te yaşamla ölüm arasında bir mücadele vardır. Ambulans patlamasından sonra Abby kendine geldiğinde bileğinin kırıldığını fark eder ve ambulanstaki diğer insanların iyi olup olmadığını kontrol ederken acele eder. Patlamadan etkilenen bir anne ve kızıyla ilgilenen Abby, yanlış teşhis koyar. Bu sırada Morris ve Neela, patlamada yaralananları aralıksız tedavi etmeye çalışmaktadır.

*Dizi özeti ve bilgiler cnbc-e'nin web sitesinden alınmıştır.